Hayatına Kaç Kez Baştan Başlarsın?
Saç dökülmesi bazen bir son gibi hissettirir. Ayna düşman olur, şapkalar sığınak. Ama bu kitaptaki hikâyeler, saçlarını kaybeden değil, saçlarına kavuşarak hayatlarına yeniden başlayan insanların hikâyeleridir. Medikal saç uygulamaları bazen bir saç çözümünden çok daha fazlasıdır. Bazen yıllar sonra ilk kez dışarı çıkmaktır. İlk kez aynaya bakmaktır. İlk kez kendine dönmektir. Hayatına kaç kez baştan başlayabilirsin? Bu kitap, bu sorunun cevabını arayan herkese.
Yemin Ederim Koparmıyorum
O gün randevu defteri doluydu.
Sabahtan beri peş peşe vakalar. Kiminin saçı seyrekleşmişti, kiminin kökü zayıflamıştı, kiminin genetik saç dökülmesi vardı ve daha ne olduğunu bile anlayamadan kapıya gelip ‘sence ne olur bana’ diye sormaya gelmişti. Her biri farklı bir hikâye, her biri farklı bir acı.
Saç Dedektifi diyorlar bana. Trikolog, saç uzmanı, medikal saç uzmanı… Bunların hepsi doğru. Ama ben her şeyden önce bir dinleyiciyim. Yıllar içinde fark ettim ki insanlar buraya yalnızca saçları için gelmiyorlar. Birisi onları gerçekten dinlesin diye geliyorlar. Din, ırk, inanç, yaşam tarzı fark etmeksizin, yargılanmadan konuşabilecekleri bir yer arıyorlar. Merkezimiz zamanla böyle bir yer oldu. İnsanlar gelir, dertlerini anlatır, ağlar, susar, korkar ya da cesaretini toplar. Çünkü saçlarına kavuşmak, onlara sadece bir görünüm değil; özgüven geri verir. Ve bu özgüven, bazen hayatlarını baştan başlatır.
Saçla ilgili sorunlar nadiren yalnızca saçla ilgilidir. Altında başka bir şey vardır her zaman. Bazen yorgunluk, bazen kayıp, bazen uzun süredir söylenemeyen bir şey.
Ben bunu kendi hayatımdan öğrendim.
Saçlarım çocukluğumda hiçbir zaman benim değildi. Babam keserdi. Başka kimse değil. Uzar, örgülüyken bile saçları taşımam zorlaşırdı, bir gün babam ‘zamanı geldi’ derdi. Ben sadece oturur, başımı eğerdim ve babam bıçak ile saçlarımı keserdi, masanın üstüne yatırıp saçlarımı. O karar benim değildi, ne saçlarım ne de kararlarım… Yıllarca örgü, hep aynı model, hep başkasının kararı. Bunu kimseye anlatamıyordum. Arkadaşlarıma da, başka birine de. Bu küçük ama derin travmayı hep içimde taşıdım.
Yıllar sonra ilk kez kendi kararımla saç kestirdiğimde, sanki herkese karşı meydan okumuş gibi hissettim. Küçük bir şeydi bu. Ama benim için dünyaydı. Ve o gün anladım ki başkalarına da yardımcı olabilirim. Sadece saçlarına değil, kendilerine dönmelerine.
——
O gün dosyayı açtığımda saat öğleden sonraydı. Yirmi sekiz yaşında, saç dökülme şikâyeti. Başvuru formu kısaydı. Adı, soyadı, şikâyeti. Hepsi bu. Kâğıt üzerinde bakıldığında sıradan bir vakaya benziyordu.
Ama kapı açıldığında, hiçbir şey sıradan değildi.
—
Önce ses geldi.
Sonra genç kadın.
Hüngür hüngür ağlıyordu. Kapıdan içeri girerken bile durduramıyordu kendini. Elinde mendil vardı, sıkıştırmıştı avucuna. Saçları dağınıktı, gözleri şişmişti. Ama duruşu farklıydı. Omuzlarını dik tutmaya çalışan, ama artık tutamayan birinin duruşuydu.
Oturdu.
Bana baktı.
“Siz de inanmayacaksınız zaten. Niye geldim ki buraya.”
Bu cümleyi duyduğumda içimde bir şey gerildi. Çünkü bu cümle, birinin daha önce çok incindiğini söylüyordu. Benden önce başka bir kapıya gitmiş, o kapıda küçük düşürülmüştü. Ve şimdi buradaydı. Son bir kez daha denemek için.
“Anlatın,” dedim. Sesimi olabildiğince sakin tuttum. “Ben dinliyorum.”
Durdu. Bana baktı. Sanki bu kelimeleri tartıyordu. Gerçek mi, değil mi?
Sonra başladı.
—
Annesiyle birlikte bir doktora gitmişler.
Saç dökülüyor, çözüm arıyorlar. Doktor muayene etmiş, incelemiş. Sonra kendisiyle hiç konuşmamış. Onu görmezden gelerek kâğıdı annesinin eline tutuşturmuş.
Psikiyatrist adresi.
“Sanki ben beş yaşında bir çocukmuşum gibi,” dedi. “Anneme verdi kâğıdı. Bana tek kelime söylemedi.”
Sesi titriyordu.
“Saçlarımı kendim koparıyormuşum. Öyle yazmış.”
Masanın üzerindeki eller yumruk oldu.
“Yemin ederim koparmıyorum.”
Ben o an not almayı bıraktım. Kalemi bıraktım. Çünkü bu genç kadının şu an ihtiyacı olan şey teşhis değildi. İhtiyacı olan şey çok daha basitti ve aynı zamanda çok daha derindi.
Duyulmaktı.
Görüşmelerimde sıkça bu tarz anlar yaşanır. Kadınlar sanki bana gelene kadar gözyaşlarının musluklarını kapalı tutarlar ve bana geldiklerinde o musluklar bir açılır, ağlama bitmiyor. Sanki duygusal bir boşalma yaşanıyor gibi. Saç dökülmesi çok zor bir süreç, hele de kimseye anlatamayınca, hele de anlattığın kişiler yargılıyor ya da anlayamıyorsa. Yaraların ne kadar derin olduğunu bazen sorunu yaşamayanlar anlayamıyor ve farkında olmadan karşındakini incitebiliyor. Bana geldiklerinde ise yargı olmayacağını biliyorlar. Videolarımı izlerken gerçek olduğumu hissediyorlar ve kendileri gibi olabileceklerini anlıyorlar. Ben buna çok seviniyorum. Çünkü bazen yıllarca süren saç dökülme sorunuyla mücadele çok yıpratıcı oluyor. İlk adımı bana gelerek attıkları için, yeni hayatlarına ilk adımlarını atmalarına yardımcı olmaktan çok mutlu oluyorum.
“Sizi duyuyorum,” dedim. “Ve söylediklerinizin doğru olduğunu kabul ederek dinlemeye devam ediyorum. Hiçbir şeyi kanıtlamanıza gerek yok burada. Rahat anlatın, olduğu gibi, tüm detaylarıyla.”
Omuzları düştü.
Milim milim. Ama gevşiyordu, yavaş yavaş.
—
Anlatmaya devam etti.
Genç yaşta kendi şirketini kurmuş. Yıllarca çalışmış, mücadele etmiş. Hayatını kendi eliyle inşa etmiş genç bir kadın. Ama o doktorun karşısında oturduğunda, bütün bunlar bir anda yok olmuş gibi hissetmiş kendini. Söz hakkı alınmış. Muhatap alınmamış. Ve en kötüsü, suçlanmış.
“İnsan çözüm için gidiyor,” dedi. “Yardım istiyor. Sonra da suçlu olarak çıkıyor.”
Gözleri doldu.
“Ben saçlarımı koparmıyorum. Herkes bana karşı. Kimse bana inanmıyor. Bazen ben delirdim filan düşünmeye başlıyorum…”
Bu cümle odada asılı kaldı.
—
Birçok şeyi daha konuşmak istedim ama havanın biraz değişmesi lazımdı. Hem kafası dağılsın hem de saçlı deriyi daha yakından incelemek gerekiyordu. Trikolojik analiz yapalım dedim.
Analiz başladığında genç kadın hâlâ konuşuyordu. Ama artık hıçkıra hıçkıra. Küçük bir çocuğun ağlaması biter ama sakinleşemez ya, işte tam öyle.
“Mikroskopla bakacağım,” dedim. “Rahat olun, sadece inceliyorum.”
Trikolojik saç analizinde ilk baktığım şey her zaman saçlı derinin durumudur. Kızarıklık var mı? Tahriş var mı? İnflamasyon belirtisi var mı? Sonra köklere geçerim. Koparılmış bir saç kökü ile dökülen bir saç kökü mikroskop altında birbirinden farklı görünür. Koparılmış kökler ezilmiş, deforme olmuştur. Dökülen kökler ise farklıdır. Trikolojide saçların durumunu beş yıl sonrasını bile öngörebiliyoruz. Bazen bu analizleri ‘bilimsel falcılık’ diye adlandırıyorum. Kökten çok fazla bilgi alabiliyoruz. Bakmayı ve okumayı bilmek çok önemli.
Saçlı deriye yaklaştım.
Ve durdum.
Bembeyazdı.
Pembe bile değildi. Hiçbir kızarıklık, hiçbir tahriş yoktu. Oysa genç kadın o kadar çok kaşınıyordu ki mutlaka bir şeyler göreceğimi bekliyordum. Ama deri tertemizdi.
Sonra saçlara baktım.
Ve ilk düşüncem yanlıştı.
Saçlar koparılmış gibiydi. Tıpkı yeni biçilmiş çim gibi. Kısa, sert, düzensiz uçlar. Trikotilomani’nin bıraktığı klasik görüntüydü bu. Tanıdık. Ve tehlikeliydi çünkü beni yanlış yöne çekiyordu.
Ama deri temizdi. Ne pul pul dökülme, ne kızarıklık. Neden bu kadar kaşınıyor? Anlam vermek imkânsızdı. Genç kadın ‘acaba deli miyim’ diye sormuştu bana. Şimdi ben bile garip hissediyordum. Çünkü anlam veremiyordum.
Bu iki şey yan yana duramaz, dedim kendi kendime. Koparma varsa deri tepki verir. İz kalır. Burada hiçbiri yoktu.
Bir şeyler uyuşmuyordu.
O sırada gözlerim kadının ellerine kaydı.
Eller kafasındaydı. Saçlı derisiyle uğraşıyordu, sürekli. Kaşınır gibi. Ama deri temizdi. Kaşıma var, tahriş yok. Koparma görüntüsü var, iz yok.
Puzzle’ın parçaları önümdeydi ama henüz bir araya gelmemişti.
Gözlerim yüzüne kaydı. Konuşurken nasıl bakıyordu, neler hissettiğini anlamaya çalışmak için.
Ve kaşlarına dikkat ettim.
İnce. Neredeyse yok gibi. Dövme yapılmıştı ama altında neredeyse hiç tüy kalmamıştı.
“Kaşlarınız hep bu kadar mı azdı?” dedim.
“Hayır,” dedi. “Eskiden çok gürdü. Onun için dövme yaptırdım, daha bakımlı olsun diye.”
“Ne zaman yaptırdınız?”
“Altı ay önce.”
“Peki sonra?”
“Sonra azalmaya başladı,” dedi. “Şimdi ne kadar çok azaldığını daha yeni fark ediyorum.”
İçimde bir şey gerildi.
“Saçlarınız ne zamandan beri dökülüyor?”
Kadın düşündü.
“Altı ay gibi oldu sanırım,” dedi.
O an her şey durdu.
Altı ay önce kaş dövmesi.
Altı ay içinde kaşlar döküldü.
Altı ay içinde saçlar dökülmeye başladı.
Hepsi aynı anda başlamıştı.
Puzzle’ın parçaları bir anda yerine oturmaya başladı.
Dövme boyaları alerjik reaksiyona yol açabilir. Reaksiyon hemen gelmez. Beden sessizce çalışır. Aylarca. Her zaman saç dökülmesi olarak kendini göstermeyebilir ama son yıllarda literatürde vücuda yapılan dövmelerin ardından saç dökülme vakalarının arttığına dair yayınlara sıkça denk gelmeye başlamıştım. Acaba bu vaka o muydu?
“Size bir şey sormam lazım,” dedim. “Kaş dövmesi için herhangi bir alerji testi yapıldı mı?”
“Hayır. Neden yapılsın ki?”
“Çünkü bence bağlantı orada,” dedim. “Laboratuvara gidip test yaptırmanızda fayda var.”
Genç kadın şaşkınlıkla bana bakıyordu.
“Yani dövme yüzünden mi? Ben deli değilim dimi?” dedi.
“Hayır. Değilsiniz.”
“Ve saçlarımı koparmıyorum?”
“Hayır. Koparmıyorsunuz.” dedim. “Yani saçlar kopuyor gibi görünüyor ama siz koparmıyorsunuz. Daha doğrusu belki kaşınırken kopuyor, ama trikotilomani değil bu. Başka bir şey tetikliyor. Bence bir alerji vakası bu.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra tekrar ağladı.
Ama bu kez farklıydı. Serbest bırakılmanın ağlamasıydı bu.
“Peki, şimdi ne yapmam lazım?” diye sordu.
“Size umut vermek istemiyorum,” dedim, “ama kontrol ettirmekte kesinlikle fayda var. Saç dökülmeniz daha yeni başladı. Altı aylık bir geçmiş, kökler hâlâ yaşıyor. Hızlı davranırsak birçok şeyi değiştirebiliriz. Laboratuvar kaşlarınızdaki boya örneklerini analiz edip alerjinizin olup olmadığını tespit ederse bu bize çok ciddi yardım eder. İsterseniz annenize de anlatın, anlamasına yardımcı olur.”
Genç kadın ayağa kalkıp kapıya doğru gitti sonra kapıda biraz daha durdu. Sanki daha bir şeyler sormak istedi ama vazgeçti. Teşekkür edip odamdan çıktı.
“Anneme söylesem inanmaz,” dedi giderken.
“Neden?” dedim.
“Çünkü o da kopardığıma inanıyor.”
İKİ GÜN SONRA
Asistanım aşağıdan aradı. Randevusuz bir müşteri gelmiş, iki gün önce gelen genç bayan, bu sefer annesiyle birlikte.
Tamam, onlara odama kadar eşlik et dedim.
Kapı açıldığında iki kişi girdi.
Kız ve annesi.
Kızı tanıdım hemen. Ama bu kez farklıydı. İki gün önceki kadın değildi karşımdaki. Omuzları çökmüştü. Gözleri yerdeydi. Sanki küçülmüştü.
Anne ise tam tersineydi. Dik, kararlı, sözü hazır.
Oturmadan konuşmaya başladı.
“Ben de gelmek istedim,” dedi. “Çünkü kızımın sorunu hakkında sizinle konuşmam lazım.”
Sesi nazikti ama altında başka bir şey vardı. Bir karar. Önceden verilmiş, değişmeyecek bir karar.
“Buyurun,” dedim.
“Kızım saçlarını koparıyor,” dedi anne. Düz, net, tartışmasız. “Bunu biliyorum. Uzun zamandır görüyorum. Doktor da aynı şeyi söyledi zaten.”
Kız bir şey söylemedi.
Sadece ellerine bakıyordu.
“Şimdi siz de ona laboratuvar falan diyorsunuz,” diye devam etti anne. “Ne gerek var? Belli olan bir şey için neden para harcayalım?”
İçimden bir şey gerildi. Ama sesimi düz tutmaya özen gösterdim.
“Hanımefendi,” dedim, “ben henüz hiçbir sonuca varmadım. Analiz yaptım ve bazı şeyler dikkatimi çekti. Bunları doğrulamak için teste ihtiyacımız var.”
Anne kaşlarını çattı.
“Hangi şeyler?”
“Kaş dövmesi ile saç dökülmesinin aynı zaman dilimine denk gelmesi,” dedim. “Bu bir tesadüf olmayabilir.”
Anne güldü.
Küçük, kısa, sabırsız bir gülüştü bu.
“Kaş dövmesiyle saç ne alakası var?” dedi. “Kızım stresli. İş hayatı var, sorunları var. Stres insanı etkiler. Ve bazen insanlar farkında olmadan kendine zarar verir. Doktor da bunu söyledi.”
“Anne,” dedi kız. Sesi o kadar kısıktı ki neredeyse duyulmuyordu.
“Sen konuşma,” dedi anne. Sert değil ama kesin.
Ve kız sustu.
Ben o an şunu anladım: Bu oda, iki farklı gerçeğin savaş alanıydı. Anne kendi gerçeğine o kadar inanıyordu ki başka bir ihtimal için bile alan bırakmıyordu. Ve kız, o alanın içinde yavaş yavaş yok oluyordu.
“Hanımefendi,” dedim sakin ama net bir şekilde, “ben size kızınızın kesinlikle saç koparmadığını söylemiyorum. Henüz bilmiyorum. Ama kesinlikle kopardığını da söyleyemem. Elimde henüz yeterli bilgi yok. Test bu yüzden gerekli.”
“Masraf olabilir tabii, ama bu karar kızınıza ait,” dedim.
Anne durdu.
Bana baktı.
Gözlerinde şaşkınlık vardı. Sanki bu cümleyi beklemiyordu.
“O henüz bir çocuk,” dedi.
“Yirmi sekiz yaşında,” dedim. “Kendi şirketini kuran, yöneten biri.”
Sessizlik oldu.
Anne çantasını aldı. Ayağa kalktı.
“Kızım,” dedi, “sen bilirsin. Ama bu paraları çöpe atıyorsun.” Sonra kapıya yürüdü. Döndü. “Seni arabada bekliyorum,” dedi. Ve çıktı.
Oda aniden farklı hissettirdi. Daha geniş. Daha sessiz.
Kız hâlâ ellerine bakıyordu.
“Özür dilerim,” dedi.
“Ne için?” dedim.
“Annem için.”
“Gerek yok,” dedim. “Anneler korur. Bazen yanlış yönde, ama korumaya çalışır.”
Kız başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu.
“Bana inanıyor musunuz gerçekten?” dedi.
“Evet,” dedim. “İnanıyorum.”
“O zaman,” dedi, “lütfen testi yaptıralım. Annem istemese de.”
O GECE
Telefon geç saatte çaldı.
Ekranda tanımadığım bir numara vardı. Normalde bu saatte açmazdım. Ama bir şey, içgüdüsel bir şey, parmağımı kaydırdı.
“Benim,” dedi ses. “Bugün kliniğe gelen…”
“Biliyorum,” dedim. “Nasılsınız?”
Bir sessizlik oldu.
“Annem izin vermeyecek,” dedi. “Testi yaptırmama izin vermeyecek. Ama ben… Ben bilmek istiyorum. Gerçeği bilmek istiyorum.”
Dışarıda rüzgâr vardı. Perdeler hafifçe kıpırdıyordu.
“Dinleyin,” dedim. “Test için annenizin iznine ihtiyacınız yok. Siz yetişkinsiniz. Bu karar size ait.”
“Evet ama sürekli peşimde, her şeyime karışıyor, yalnız bir yere gidemiyorum… Nasıl yapsak bilmiyorum.”
“Önce laboratuvarı ayarlayalım,” dedim.
“Nasıl yapacağız?” dedi. “Annem her yeri takip ediyor.”
“Yarın sabah erken gelin,” dedim. “Anneniz olmadan. Ben laboratuvarı arayıp özel randevu ayarlayacağım. Sonuç doğrudan bana gelecek.”
“Annem bilmeyecek dimi?”
“Sonuç size ait,” dedim. “Kime göstereceğinize siz karar verirsiniz.”
Bir sessizlik daha oldu. Daha uzun bu kez.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Ve kapattı.
Telefonu bıraktım. Bir süre olduğum yerde kaldım.
Bu iş bazen böyledir. Kliniğin dışına taşar. Çalışma saatlerinin dışına taşar. Çünkü insanlar yalnızca saçlarını getirmez buraya. Hayatlarını getirirler. Ve bazen o hayatın içinde, sessizce, doğru soruyu sormak gerekir.
Ben o soruyu sormaya hazırdım.
DÖRT GÜN SONRA
Laboratuvar sonucu geldiğinde saat sabahın erkeniydi.
Ekrana baktım.
Kaş dövmesinde kullanılan boya bileşenlerine karşı ciddi alerjik reaksiyon tespit edilmişti. Beden aylarca sessizce savaşmıştı. Alerji önce kaşları yok etmişti. Sonra saçlara yayılmıştı.
Trikotilomani değildi.
Saç koparma değildi.
Sadece bir alerji vardı. Sessiz, görünmez, aylarca süren bir alerji.
Telefonu elime aldım ve kızı aradım.
Açtığında sesi titriyordu.
“Sonuç geldi,” dedim.
“Ve?” dedi.
“Haklıydınız,” dedim. “Koparmıyordunuz.”
Bir sessizlik oldu.
Sonra ağır, acı dolu bir “ohhhh” sesi geldi. Uzun süredir taşınan bir yükün yere bırakılmasının sesiydi bu.
“Anneme gösterebilir miyim?” dedi sonunda.
“Bu sonuç size ait,” dedim. “İstediğinizi yapabilirsiniz.”
—
Birkaç gün sonra anne kızıyla birlikte kliniğe tekrar geldi.
Bu kez anne farklıydı. Dik değildi. Kararlı değildi. Elinde laboratuvar kâğıdı vardı. Okumuştu. Defalarca okumuştu, belli oluyordu.
Oturdu. Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra kızına baktı.
“Sana inanmadım,” dedi. Sesi kısıktı. “Özür dilerim.”
Kız annesinin elini tuttu.
Ben o an başka tarafa baktım.
Çünkü bazı anlar, izlenmek için değildir.
Sonra annesi bana döndü.
“Sizi de kırdım,” dedi. “Çok özür dilerim. Bu saç dökülme sorunuyla mücadele ederken o kadar çok yere gittik ki… Kimi yağ sür dedi, kimi sarımsak, kimi kendiliğinden geçer dedi. Kızım her seferinde umutlanıp ardından morali bozuluyordu. En son doktor da saç koparma deyince, ben de kızımın ellerini hep saçlarında gördüğüm için inanmıştım. Size de inanmadım. Affedin lütfen.”
“Önemli değil,” dedim. “Canınız acıyordu, tepkilerinizi doğru yönetememiş olabilirdiniz. Anlıyorum sizi. Doktorunuz da tam yanlış değildi aslında. Kısa bir değerlendirme sonucunda saçlar gerçekten koparılmış gibi duruyordu ve kızınızın elleri hep saçlarıyla uğraşıyordu. Ben sadece daha çok dinledim ve daha derinlemesine indim. Çünkü saç dökülme sorunlarını tek bir sebebe bağlamak doğru değildir. Bazen birçok şey bir araya gelebiliyor ve ne kadar bariz görünse de, detaylarıyla incelemek çok önemli.”
Durdum. Gülümsedim.
“Bu yüzden bana Saç Dedektifi diyorlar.”
Anne de gülümsedi. Kız da hafifçe tebessüm etti.
—
Ertesi gün laboratuvar analizinin yardımıyla tedavi başladı. Artık doğru hekimler ve doğru bir yol izlenerek.
Kaş bölgesindeki boya temizlendi. Bağışıklık sistemi yavaş yavaş sakinleşti. Trikolojik saç terapileriyle destek vermeye devam ettik. Birkaç ay sonra kaşlar geri gelmeye başladı. Saçlar da.
Üç dört ay geçti. Bir gün ofisime girerken karşılaştık. O genç kadının değişimine ben bile inanamadım. Kaşları dolmuştu. Saçları uzamıştı. Ama asıl fark başka bir yerdeydi.
Omuzları dikti. Ve mutluydu.
“Bir daha kendimden şüphe etmeyeceğim,” dedi. “Sayenizde hayatıma bir daha başladım.”
—
Biliyor musunuz, bu vakayı düşündüğümde hep aynı soruyu sorarım kendime:
Eğer o genç kadın o gece telefonu açmasaydı ne olurdu?
Yanlış teşhis kazanacaktı.
Ve o genç kadın, kendi şirketini kurmuş, kendi hayatını inşa etmiş, her şeyi başarmış o kadın…
Kendine inanmayı bırakacaktı.
Bir insanın kendine olan inancını kaybetmesi, saç kaybından çok daha büyük bir yıkımdır.
Ben bunu biliyorum.
Çünkü ben de bir zamanlar, kendi saçım konusunda bile söz hakkım olmayan biriydim. Ve kimseye anlatamıyordum. Arkadaşlarıma da, başka birine de. Bu travmayı hep içimde yaşardım. Belki de bu yüzden, biri “bana inanmıyorlar” dediğinde içimde bir şey kıpırdıyor.
O kadının alerjiyi ben keşfetmedim.
O bana anlattı. Ben sadece dinledim.
Dinlemek benim için teknik bir beceri değil.
Ben saçla çaresizliği yaşarken yanımda kimse yoktu. Ama yine de hayatıma bir daha başlayabildim. Şimdi bu işi yapıyorum çünkü başkalarının da başlayabildiğini görmek istiyorum.
Bu bir beceri değil.
Bu bir hayat borcudur.
Randevu Al
İstanbul, Ankara ve İzmir şubelerimizde ücretsiz ön değerlendirme randevusu alabilirsiniz.
Saç durumunuzu analiz ediyor, size en gerçekçi çözümü açıklıyoruz — hiçbir yükümlülük olmaksızın.


















